Tolga geliyor heyecanla “Evrim Kısa-ca’nın ön eleme sonuçları açıklanmış”. Hemen internetten bakıyorum. Şaşırıyorum benim belgeselim “Sümer Kaşifi” ön elemeyi geçmiş. Ancak bir yandan da üzülüyorum Tolga’nın “Bir” adlı filmi ön elemeyi geçememiş. Belki ön elemeyi geçenleri çağırırlar diyoruz. Mailime bakıyorum; bir davetiye. 31 Mart- 3 Nisan tarihleri arasında Konya’ya gitme fırsatım var! Yol masraflarım da sponsorları Kontur Turizm tarafından karşılanacak. Oh ne ala diyorum. Bir sevinç basıyor içimi. Yolculuk zamanı! Jüride kimler varmış diye bakıyorum. Hülya Koçyiğit, Aykut Oray, Tardu Flordun bizim meşhur bildiklerimiz. Önemli olan gitmek, görmek, tanışmak diyorum. Kendi filmimi de başkalarıyla izleme şansı yakalıyorum. 31 Mart akşamı Konya’ya giden otobüsteyim. Tüm yolculuk güzel bir uyku çekiyorum. Allahtan yanımda kimse oturmuyor. Karşı koltukta Gönül var. Sonradan öğreniyorum ki aynı yere gidiyoruz. O da Kurmaca dalında “Cennet Hanım” filmi ile yarışıyor. Sabah bizi bir araçla Konya Selçuk Üniversitesi Kampüsüne götürüyorlar. Misafirevine yerleşiyoruz. Aynı odada kaldığım Tuğba ise Kastamonu’dan gelmiş. Melodi ise İzmir’den. Hepimiz güzel bir kahvaltıda kaynaşıyoruz. Koşarak film gösterimlerinin olduğu salona gidiyoruz. Salonda kocaman bir İsa heykeli (Koyu Katolik bu Konyalılar diyorum içimden), bakıyorum.Melodi “Şu İsa mı?” “Sanırım Evrim.” Biz açılışla ilgilenelim. İletişim Fakültesi öğrencileri gönüllü olarak festivalde çalışıyorlar. “Lavabo nerde” demeye görün hemen sizi o bölgeye götürüp getiriyorlar. Gerçekten misafirperverlikte sınır tanımıyorlar. Ayrıca öğrencilerin festivale olan ilgisi karşısında şaşırıyorum. Salon tıklım tıkış, gerçekten çok sıcak ve kapılar kapatılmasa tüm okul salona dolacak cinsten bir ilgi bu.
Festivalin adamı Şeyhmuz!
Bir kısa film başlıyor “Selvi Boylum Al Yazmalım”ın bir sahnesi yeniden çevrilmiş. Ancak salon gülmekten kırılıyor. O Kadar sıcak ve eğlenceli ki çığlık atar gibi kahkaha atıyoruz. Bunun üstüne Şeyhmuz’un başrolünü oynadığı bir film geliyor. Koklaşan sevgililerden çiçek çalan Şeyhmuz koca kampüste koşuşturmaya başlıyor. Ağaçta gazete okuyan tipi de unutmamak lazım. Bir başkası çalıyor çiçeği ama kahramanımız sonunda kazanıyor. Hızla bulunduğumuz binaya koşuyor. Ve ışıklar açılıyor İçeri giriyor. Tüm salon Şaşkınlıkla Şeyhmuz’a bakıyoruz. Çiçeği Hülya Koçyiğit’e veriyor. Ve Sinema Onur Ödülü. Alkış fırtınası!
Gerçekten büyüleyici bir açılış oluyor bir kısa film festivaline göre.
Tüm gün kısa izledikten sonra akşam soluğu Disko One’da alıyoruz. Herkes dağıtıyor. Dans pisti boş kalmıyor. O kadar yoldan geldik, tüm gün kısaları izledik ve 3’e kadar da dans ettik. Diyecek bir şey bulamıyorum!
2. gün de izlemeye devam ve tüm gün Etli Ekmek yediğimiz gündür 2. gün!
Son gün ise ödüller veriliyor. Çok sevinçliyim ki Konya gezimiz olacak (Bu gezi gerçekleştirilememiştir. Onun yerine Rum köyü Sille ziyaret edilmiştir). Yine salonda nefes alacak boşluk yok ve herkes heyecan içinde. Bir kısa film geliyor. Festivalin En’leri seçilmiş. Bu filmde de görüyoruz ki İletişim Fakültesi hocaları ve öğrencileri arasında güçlü bir bağ var. Gerektiğinde hocalar hoca gerektiğinde arkadaş.
Kazananlar: Kurmaca dalında “En İyi Kurmaca Film” ödülünü Fırat Mançuhan’ ın "Sapak" alırken, belgesel dalında “En İyi Belgesel Film” ödülünü ise Ayşe Özge Doğan’nın “Oyunbozan” adlı belgesel filmi alıyor. Mehmet Güven yönetmenliğini yaptığı "Ateş Böcekleri" “Alim Şerif Onaran Özel Ödülü”nü alırken yönetmenliği Alp Giray Uğurlu’nun yaptığı “Siyah Beyaz Gri” adlı film jüri özel ödülünü alıyor.Belgesel kategorisinde ise yönetmenliğini Emre Karadaş ve Deniz Oğuzsoy’un yaptığı "Beyaz Prenses” filmi “Suha Arın Özel Ödülü”ne, yönetmenliğini Yeliz Çiçek’in yaptığı “Buluşma: Mersin Mezarlığı” filmine “Jüri Özel Ödülü”ne layık görülüyor. Kendilerini bol ödüller diliyoruz.
Törenden sonra kendimizi dışarı atıyoruz. Hadi kaybedenler, kazananların ödülleriyle fotoğraf çektirelim! Bir Sille gezisi lazım kampus dışına çıkalım artık diyoruz! İletişimliler bu köyü Cinecity olarak kullanıyorlarmış. Konuşuyorlar “Ben bu köşede şu filmi çektim” Diğer sokakta bilmem kim belgeselini bitirdi” gibilerinden. Yemek zamanı! Kocaman siniler başında tıkıştırmaya başlıyoruz. Etli bezelye-turşu-bulgur pilavı-pide. Tulumba tatlıları da hafif olduğu için 3-4 tane yetmiyor. Biri soruyor “Sen hangi filmi çektin” Diğeri anlatıyor. İçimden diyorum. Yeter, sinema konuşmayalı yiyelim içelim, basit şeylerden konuşalım!
Gitme zamanı. Bize fazlasıyla ilgili davranın hocalarla ve öğrencilerle vedalaşıyoruz. Hepimiz otogardayız. Kendi aramızda da vedalaşıyoruz. En son da Konya’yla.” Unutmadan söylemeliyim seneye Uluslararası Kısa-ca Film Festivali bizi bekliyor!
Evrim ÖZSOY
Sinema


Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra uzun süre durgunluğa giren Azeri sineması yeni bir çıkış yapmaya hazırlanıyor. Bu çıkışın önemi sadece sanat açısından değil. Olay politik açıdan da oldukça anlamlı, çünkü iki Kafkas ülkesini ortak bir kültürel projede yan yana getiriyor : Gürcistan – Azerbaycan ortaklığıyla gerçekleşiyor sözkonusu yapıt. 

Özgün ad Papillon
Hava çok soğuk. İstasyonda dondurma standı kurulmuş. Gelen geçen herkes ısınmak için dondurma alıyor!
otele ulaşıyorum. Güzel bir pazar beni bekliyor. Sabah erkenden ayaktayım. Otelde tanıştığım Arjantinli kızların sözünü dinliyorum ve sinema müzesine bir bilet alıyorum ama öncesinde bir film daha izlemem lazım. Müze hemen Massimo Sineması'nın karşısında Via Montebello. Sinema müzesi iyi bir mimarlik örneği, karşısına geçip saatlerce izleyebilirsiniz. 09.45 seansında Jean-Pierre Melville’nin 2 filmini izliyorum. 

