Hava çok soğuk. İstasyonda dondurma standı kurulmuş. Gelen geçen herkes ısınmak için dondurma alıyor!
Bende Torino’ya bir bilet alıyorum.
1.5 saat sonra Milano’dayım, Torino trenini buluyorum ve Fatih Terim hayranı bir adamın yanına oturuyorum.
Verona - Torino trenle yaklaşık 3.5 saat sürüyor. Ve nihayet saat 5’e doğru Torino’dayım. İstasyonda restorasyon var, çıkışı biraz zor buluyorum. Elimde harita ile Via Verdi’yi arıyorum. Haritada caddeler minicik görünüyor, caddenin başına geldiğimde yolun sonundaki insanlar mercimek kadar görünüyor. Allahım ben nasıl yürürüm bu kadar yolu? Hadi Evrim danışma ofisini bul.
Yaklaşık 40 dakika yürüdükten sonra Massimo Sineması'na varıyorum, o da ne? Kocaman bir kuyruk, özlemişim festival ortamını. Bir film izlemem lazım 'Chinatown’a bir öğrenci!’ ‘Maalesef kalmadı!’ ‘Hiç mi yok?’ Bir kız bana biletini uzatıyor, 'almak ister misin?' Şans budur diyorum. Salona giriyorum herkes koltuğunu bulmuş, yer yok zar-zor bulduğum bir yere ulaşmaya çalışırken bir ses ‘Veee Roman Polanski. Aaaa Roman, hemen kamerama sarılıyorum, off çok uzaktayım. O da pek konuşmuyor zaten.
Restore edilmiş Chinatown başlıyor, Jack Nicholson nasıl da oynuyor!!! Bu geceyi unutmayacağım...Uzun caddeleri kat ederek ve bir de köprü geçerek
otele ulaşıyorum. Güzel bir pazar beni bekliyor. Sabah erkenden ayaktayım. Otelde tanıştığım Arjantinli kızların sözünü dinliyorum ve sinema müzesine bir bilet alıyorum ama öncesinde bir film daha izlemem lazım. Müze hemen Massimo Sineması'nın karşısında Via Montebello. Sinema müzesi iyi bir mimarlik örneği, karşısına geçip saatlerce izleyebilirsiniz. 09.45 seansında Jean-Pierre Melville’nin 2 filmini izliyorum.
Le Silience De La Mer ve Vingt-quatre Heures de Le Vie d’un Clown. 1945 yılında çekilen ilk film 18 dakika sürüyor bir sirk çalışanının gündelik öyküsü. İnanılmaz doğal, doyamıyorum filme...
Koşarak sinema müzesine giriyorum. İçeri bir göz atıyorum 1. katta herkes en lüks sinema koltuklarına oturmuş, dev (gerçekten dev) ekranda film izliyor, e uyuyan da yok değil. ‘Sinemanın Tarihi’ en eski kameralar, alet-edevatlar, belgeler burada! Derste 1 sene boyunca dinlediklerimin önüne geçiyor bu gezi. İlk sinema filmleri 3 boyutlu fotoğraflar, Edison’un film makinesi vs. Ben yürüdükçe sinema gelişiyor! Western-korku-çizgi-macera-müzikal-kara film, küçük odalarda canlanıyor. Küçük setler duvardaki filmler, oyuncuların kostümleri ve daha neler neler.
Marilyn Monroe’nun en seksi fotoğrafları, ayakkabıları. Erkek ziyaretçilerin en çok oyalandıkları bölümlerden biri! Çocuklar çizgi film, laboratuar bölümünde koşuşturuyorlar. Bayanlar ise genelde eşlerini ve çocuklarını kontrol ediyor! Poster katı gözümü boyuyor, hepsini alıp odama asacağım!
Yeter Evrim Torino’dasın. Çık dışarı. Ciddi bir yer burası, belki de soğuk diye böyle hissetmişimdir, bilinmez. Tramvaylar hızla geçiyor tarihi binaların arasından. Piazza Augusto, Giovanni, Reale, Vittori Veneto, San Carlo ve Solferino. Bitmeyen caddelerden biri de Via Roma. Neden bitirmeye çalışıyorum ki bu kenti? Sadece 2 köprü görebildim ve merkezi gezebildim. Torino’ya sanırım 1 gün yetmeyecek. Bir sonraki Torino Film Festivali’ne geldiğimde –umarım- bitiririm Torino’yu. Trenime biniyorum, yanımda 3 gazeteci konuşuyorlar, Antonio Banderas'la nasıl röportaj yaptığını anlatıyor bir tanesi. O kadar uykum var ki tanışamıyorum.
Bir başka sefere...






